Londra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Londra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2011 Perşembe

Kew Gardens

5 yıllık lisans eğitimimde ve daha sonraki 3 yıllık yüksek lisansım sırasında hafızama kazınan yerlerden biriydi Kew Gardens. Eminim ki bir çok biyolog da benimle aynı fikirdedir. Bir kütüphanede zehirli bitkilerle ilgili bir araştırma sırasında karşısına ilk çıkacak yayının kapağını açtığında ilk paragrafta Kew Gardens geçmiştir, ya da kaynakça kısmında..Herneyse. Bu kadar ismini duyduğum yerin yakınlarındayken makro objektifimi de alıp kendimi metro istasyonlarına vurdum bir gün. Bir pazar günüydü ve yaklaşık 4 line değiştirdikten sonra ulaştım Kew Gardens' a. Küçük kasaba gibi bir bölgenin sakin insanlarıyla dolu ufak mağazalı şirin sokaklarında yürüdüm ve işte karşımdaydı giriş kapısı.
11 poundluk giriş ücretini ödedikten sonra minik bir harita içeren bir katalog verdi kabinde oturmuş olan orta yaşlı kadın. Seralarla karşılaştım ilk olarak ve en yakındakine girdim. İçeride çiçek düzenleme günleri düzenlenmişti ve envayi çeşit orkidelerin harika renk uyumlarıyla bir araya getirilmiş olduğunu gördüm. Çok kalabalıktı. İnsanlar çocuklarıyla şehir ortamından uzaklaşıp biraz doğal hayata ve kendi ruh dünyalarına yatırım yapmayı istemişlerdi anlaşılan.
İlk girdiğim seranın yaklaşık 15 kapısı vardı. Her bölümde ayrı bitki grupları sergileniyordu. Bir bölgede egzotik yağmur ormanları bitkileri, diğer bölgede sukkulentler, bir başka bölgede tıbbi bitkiler..Bu ortamlardaki nem, sıcaklık ve toprak koşulları da bitkilerin yaşamına elverişli şekle dönüştürülmüştü. Ufak bir de akvaryum bölümü vardı. Buradaki kaplumbağaların bakışları dikkat çekiciydi.. En azından benim için...
Bir adım daha atıp bitki sosyolojisini ilgilendiren kısımlarda bitki birliklerinde inceleme ve çekimler yaptım. İşte bazı şirin bitkiler.
Bazı Irıs türleri, Pteridium gibi eğrelti türleri birarada büyük bir iç huzuruyla yaşamaktaydı. Seralardaki basınçlı ve nemli havadan kurtulmak için dışarıya çıktım. O kadar geniş bir alandaydım ki saat 5'e kadar açık olmasından dolayı böyle bir yere sabah 9'da gelinmesi gerektiğini düşünüyordum. Gideceklere de erken saatlerde gitmelerini öneririm. Evolution için hazırlanmış bölüm de oldukça dikkat çekiciydi. Daha fazla yazmak yerine fotoğrafların durumu anlatmasını istiyorum.

28 Ağustos 2011 Pazar

1 Ocak 2011, Trafalgar Square

Yalnızlığı bir yaşam biçimi haline getirmiş insan gruplarına dahil olduğumu hissetmişimdir çocukluğumdan beri. Londra'ya gittiğim ilk birkaç günden sonra insanlardaki Christmas coşkusu beni yalnızlığa daha da yaklaştırıyordu.
Mağazalar dolup taşıyor, alışveriş merkezlerinde herkes hipnotize biçimde tüketim yapıyordu. Bu kalabalık yığınında gözlemlediğim sahte sevinç duygusu, birkaç gün sonraki yeni yıl gecesinde, hediye paketlerinin açılacağı ve herşeyin tekrar sıradanlaşacağı hissinin insanların yüzlerinde oluşturduğu ifade ürkütücüydü.
Yılbaşı gecesi Trafalgar Square'deydim. İngiltere' de insanlar nasıl bir yeni yıl kutlaması yapıyor gözlemlemek için en coşkuyla kutlanan meydanda erken saatlerde yerimi almıştım. En sonunda adım atacak yer kalmamıştı, bu arada ben bir Hint restorantındaki garsonun "İranlı mısınız" gibi sorularını yanıtlıyordum ki o buz gibi havada bir kadeh şarabı içtikten sonra London Eye' a yürüdüm. BBC canlı yayın yapıyordu tüm dünyaya. İnsanlar deli gibi içiyordu, yaş gruplandırması yapamıyorum çünkü 70 yaşında yaşlı adamlar kadınlar görüyordum torunlarıyla içerken..Bir türk çift, beni yabancı sanmış, fotoğraflarını çekmemi istemiş, ben de hiç bozuntuya vermemiştim. Bir de yan tarafta kavga edecek gün olarak yeni yılı tercih etmiş bir çift, birbirlerine bağırıyordu. Birçok adam kafalarında renkli peruklarla üzerlerinde takım elbiselerle bir mutluluk oyunu oynuyorlardı.
Gecenin sonunda eve dönüş, tam bir korku filmi niteliğindeydi. Karşımda yüzlerce zombi üzerime geliyordu sanki, yerler şişelerle doluydu, yürünemiyordu. Ve polis tüm caddeleri kapatmış, insanlar sadece kaldırımlardan yürüyorlardı yığınlar halinde insan topluluklarının hepsi ayrı yönlere gitmeye çalışıyordu daracık kaldırımlarda ve ezilenlerin sesleri duyuluyordu. Tüm metro hatları kapatılmıştı. En sonunda bir polise eve nasıl döneceğimi sordum ve "insanların ayılmasını bekliyoruz" yanıtını aldım. Metronun faaliyete girmesi için bekledim bir süre. Sonunda sabah 4 gibi açıldı ve mideleriyle problemler yaşayan topluluklar bu kez metroya abandı. İnsanlar mutsuzdu. Bu çok netti. Mutsuzluklarının bu kadar açık bir biçimde yüzüme vurması beni de rahatsız etmiş, dünyadaki gidişatın umutsuzluğu hakkında düşünmeye başlamıştım. En aciz canlılar; biz insanlar, kendimize mutsuz olabileceğimiz kocaman bir tablo çizmiştik ve renklerin karanlığını geri alabileceğimiz hiçbir yöntem bulamıyorduk. Bu karamsar tablo ve düşüncelerle eve ulaştım. Sabah Janet tek parça halinde eve döndüğümü ve buna çok sevindiğini söyledi. Daha sonra eve davet ettiği birçok arkadaşına ne kadar cesur biri olduğumu düşündüğünü anlatacaktı.